Uyuşturucu ile Mücadelede Handikaplar

Sadece uyuşturucu konusunda değil, bireylerin yaşadığı ve muhatap olduğu tüm sorunlara ilişkin bazı temel hususları, bu sorunlara ev sahipliği yapan ortamları ve olguları doğru vurgulamak, bunları irdelemek daha doğru olacaktır. Bireyler günümüz dünyasının hangi etkileşimlerine açıktır, günümüz koşullarının bireyi olarak kendilerine ve topluma karşı sorumlulukları nedir, bunlarla baş etme becerileri nedir, kendi irade ve inisiyatifleri dışındaki zorluklar nedir, kısaca bunları irdelemek gerekir.

Sorunlar Karşısında Toplumun Handikapları

Küreselleşme sürecinde devletin ekonomiye ve toplumsal yaşama ve bireye müdahale alanı giderek kısıtlanmaktadır.

Demek ki bireylere ilişkin sorunların çözümlenmesinde ve örgütlenmesinde birinci handikap devletlerin değişen rolüdür.

Küreselleşen dünyanın bir argümanı konumundaki devlet artık bireyi denetleyememektedir. Bir yandan teknolojinin gelişimine paralel olarak herkes gözetlenebilir hale gelirken; öte yandan devlet bireyin muhatap olduğu değerler sistemini örgütleyememektedir. Artık toplumsal değerlerin tekdüze oluşumuna, yaşanmasına ve aktarımına da devletin gücü yetmemektedir. Genç bireyin eğitimini, ahlak sistemini, beslendiği kültürel kaynakları vs. kontrol edememektedir. Zira Hakkâri’deki bir genci Amerika merkezli bir internet sitesi örgütleyebilmekte ya da İngiltere’deki bir whats-up grubu yönlendirebilmektedir.

Devlet bu yeni konumuyla yani toplumdaki önemsizleşen rolüne koşut olarak, aslında belli ölçüde bireye suç işleme alanı ve özgürlüğü de bırakmış olmaktadır.

İkinci handikap dünyadaki küresel dayatmalara ve yaşanan değişim ve dönüşüme koşut olarak ülkemizde de yeniden tanımlanmaya ve yaşanabilir kılınmaya çalışılan yönetim sistemine geçiş sürecinde yaşanan adaptasyon sorunudur.

Özetle yönetimsel sürecin mevzuat ve örgütlenme noktasında kurumsallaşamamasıdır.

Türkiye’nin bugünkü yönetim yapısının genel ilkesi 1982 Anayasasının 123. Maddesinde belirtilmiştir (Anayasa, 1982). Buna göre “idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir”. İdarenin kuruluş ve görevleri “merkezden yönetim” ve “yerinden yönetim” esaslarına dayanır. Merkezi yönetim başkent ve taşra olmak üzere iki bölümden oluşur. Merkezi yönetimin başkent veya devlet yönetiminin merkez teşkilatının tepesinde cumhurbaşkanı, bakanlar kurulu, başbakan ve bakanlıklar bulunmaktadır. Merkezi yönetimin başkent hiyerarşisine bağlı olarak tüm ülkeye yayılmış olan il, ilçe, bucak, köy şeklindeki örgütlenmesine de “taşra teşkilatı” denir. Taşra teşkilatı merkezi yönetiminin taşradaki uzantısı olup; Vali, Kaymakam, Bucak Müdürü ve Muhtar yönetiminde görev ifa eden yönetişim birimleridir. Yerel Yönetimler ise; “İl, belediye ve köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları; yine kanunla gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir” (Anayasa, Mad.127). Yerel Yönetim hizmetleri de Vali, Belediye Başkanı ve Muhtar gözetiminde yürütülür. Merkezi yönetimin yerine getirmekle yükümlü olduğu kamu hizmetleri devlet kamu tüzel kişiliği tarafından planlanır ve yürütülür. Merkezi idare tarafından planlanan ve yürütülmesi karara bağlanan kamu hizmetlerinin ülke genelinde uygulanması ve yaşama geçirilmesi merkezi yönetimin taşra teşkilatı ve yerel yönetimler marifetiyle, yani yerel yönetişim birimleri eliyle mümkün olur.

Günümüzde “vatandaş odaklı” yönetim anlayışına aykırılık teşkil edecek örgütlenme örnekleri de yaşanmaktadır. Yeni mevzuat çalışmalarında koordinasyon problemi yaşanmaktadır. Birçok mevzuat uygulanamaz durumdadır. Güncellenemeyen ve uygulanamaz haldeki birçok kanun maddesi ve örgütlenme yapısı içerisinde, güncellemeler yapılmadığı için birçok yetki kullanılamaz haldedir. Kimi sorun sahipsiz kalmış ya da iki başlı hale gelmiştir. Zaman zaman yaşanan performans, liyakat tartışmalı atamalar da bu sorunları körükleyici unsur olarak önümüze çıkmaktadır. Yönetimsel sürecin yeniden disipline edilmesi zarureti yaşamsal bir boyut kazanmıştır.

Yaşanan bu realite içerisinde yerel yönetişim birimlerinin kendilerine görev olarak yüklenen binlerce kamu hizmetleri arasında hangilerini önceleyecekleri, ağırlıklı olarak yerel koşullara bağlı olmakla birlikte; yereldeki yöneticilerin olgu üzerindeki bilgi-bilinç ve farkındalık düzeyleri ile sergileyecekleri liderlik vasıfları daha büyük önem arz etmeye başlamıştır. Gençlerin muhatap olduğu sorunlar bir yerel yönetişim içerisinde birinci derecede öncelenirken, diğer bir yönetişim biriminde son sıralarda ele alınmaktadır.

Bireyler açısından üçüncü bir handikap, bizatihi kendisi sorunların kaynağını teşkil eden ve giderek yozlaşan bugünkü toplumsal yapıdır.

Hiç kuşkusuz toplumsal yaşam, toplumsal yapı birbirleriyle etkileşim içinde olan farklı bileşenlerin sonucu olarak ortaya çıkar. Bu anlamda küreselleşme ve yönetimsel değişimlerin etkisiyle toplumsal yapının değiştiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye’de sosyopolitik ve ekonomik yapısal değişimler, sosyokültürel hayatın geleneksel dinamiklerinde sarsıntılarla birlikte kültürel uyumsuzluklar ve çatışmalara yol açmış, bütün kurumsal yapı bundan etkilenmiştir. Toplumun rengi değişmiştir. Toplumu oluşturan nüfus çoğaldığı hızda ve oranda eğitilememiş ve kültürlenememiştir. Değer yüklenememiştir. Toplum nicel olarak büyümüştür ama nitel olarak küçülmüştür. Genelde günümüz bireyine, konumuz özelinde ise günümüz gençlerine çağı yönetme noktasında temel beceriler yüklenememiştir. Özellikle köyden kente göç ile birlikte yeni oluşan kent yaşamının toplumsal yapı üzerindeki etkisi oldukça olumsuz olmuştur. Kırdan kente göç edenlerin kente uyum sağlayacak donanımları (eğitim, uzmanlaşma, iş bölümü, barınma imkânı) olmadığı gibi, göç ettikleri yaşam alanlarını tanımamakta ve bir uyum sorunu yaşanmaktadır. Yaşam tarzı ve kültürü itibariyle yeterli ölçüde kentleşmeden şehirlere akın eden büyük bir nüfus, kentleşemeyen yönleriyle şehirleri büyük köylere çevirmiştir. Gerektiği ölçüde ve sürede kentleşmeye doğru evirilemeyen büyük bir topluluk yaşanan birçok ekonomik, kültürel, sosyal ve ahlaki temellerdeki sorunların bizatihi kaynağı haline gelmiştir. Bu nüfus geldiği yerdeki oturmuş kentli değerleri de zorlamaya, daha açık bir ifade ile bozmaya başlamıştır. Bu yönüyle birey ya da genç toplumun da kontrolünden çıkmıştır. Toplumsal değerler yok olmuş, toplum bireyini kontrol edemez hale gelmiştir. Değişik ülkelerden kaçmak suretiyle, topraklarımızı yurt edinmiş sığınmacı nüfus da sorunun katlanarak büyümesine, ivme kazanmasına neden olmaktadır.

Bireylere etki eden dördüncü bir handikap, değişen ve dönüşen çekirdek aile yapısıdır. Kuşkusuz aile toplumun temel yapı taşıdır.  Aile neslin devamını, toplumsal sürekliliğini en sıhhatli bir şekilde sağlayan bir yapı olarak insanda kimlik ve kişiliğin inşa edilmesine, toplumsal değerlerin korunup zenginleştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ne var ki, değişen toplumda aile yapısı her zaman çok hızlı bir şekilde gelişen teknolojik yeniliklere uyum sağlayamamakta ve modern yaşamın gereklerine uygun bir yapı oluşturmakta geç kalmaktadır. Toplumun temel yapı taşı ve kutsal bir değer olarak nitelendirdiği aile, aynı zamanda milli ve manevi değerlerimiz ile gelenek ve göreneklerimizi bize ilk öğreten kurumdur. Daha geniş bir ifade ile aile; evlenme, kan bağı ve diğer yasal yollarla aralarında akrabalık ilişkisi bulunan ve çoğunlukla aynı evde yaşayan fertlerden oluşan temel toplumsal bir birimdir. Özellikle büyük kentlerde aile yapıları zorlanmakta ve kitle iletişim araçlarının sunduğu kolaylıklar gençleri etkisi altında bırakmaktadır.  Bu araçlar, aile fertlerini birbirinden uzaklaştırmakta bireyleri yalnız bırakmaktadır. Toplum genel bir sosyal çözülme yaşamaktadır. Hiç kuşkusuz aileyi ayakta tutan ortak değerleridir. Ailede kadın ve erkek ve çocukların aynı ortamı paylaşmalarından çok ortak değerleri paylaşmaları daha da önemlidir. Zengin hayat tecrübeleri olan bir aile olamamak, bir sonraki nesillere değerlerin yeterince aktarılamaması sonucunu da doğurmaktadır. Böylece geldiği kültürden, değerlerden, geleneklerinden kopmuş bir gençlik ortaya çıkmaktadır. Zaten hassaslaşmış gençlik kitlesi, yeni değerlere sarılmak zorunda kalmaktadır. İşte burada televizyon, internet, yozlaşmış medya ve tüketim toplumunun sunduğu sözde değerlerin devreye girdiğini görüyoruz.  Karşı koyulamaz bir tehlike genç beyinleri etkisi altına almaktadır. Bu kavram karmaşası sağduyu ve vicdanı da törpülediğinde, çok uç davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin gençler evlilik yerine istikrarlı olmayan ve kısa süreli çoklu ilişkilerin içinde bulmaktadır kendilerini. Bu şekilde evlilik dışı, aile hayatı kuramayan birçok kadın ve erkekle karşılaşılmaktadır artık.

Sosyoekonomik ve kültürel değişimlerin yaşandığı kentleşme sürecinde aile içi ilişkiler ve roller sistemi de değişmekte, mesela baba giderek çocuklarından soyutlanmakta, çocukların babalarını yeterince tanıma imkânları azalmaktadır. Geleneksel aile yapısında kadın ve erkeğin aile içi ve dışı rolleri içselleştirildiğinde bir rol karmaşasına yol açmayacak şekilde ana hatlarıyla belirlenmiştir. Rol karmaşasının ortaya çıkmamasında büyük ölçüde kadın ve erkeklerin birbirini tamamlayıcı farklı dünyalar olarak görülmesi ve kabul edilmesi belirleyicidir. Toplumsal değişme süreci aslında geleneksel temellere sahip aile yapısında yeni ilişki ve etkileşim kalıplarını eklediği için gerilimli çelişkilerin yaşanmasına yol açmaktadır. Geleneksel aile yapısının üzerine eklemlenen yeni aile ilişkileri ve etkileri, aile bireylerinin yaşadıkları rol bocalamaları nedeniyle ciddi sosyo psikolojik sorunlara yol açmaktadır (Çelik, 2009).

Günümüz bireylerinin beşinci handikabı, dünden bugüne çok değişen “gençlik profili”dir.

Geleceğimizin teminatı olan gençliği tanıyabilmek için önce gençliğin umutlarını, beklentilerini, sıkıntılarını, zevklerini, problemlerini kısaca iç dünyalarını bilmemiz gerekir. Gençliğini tanımayan bir millet geleceğini tehlikeye atar. Her dönemde gençliğin sorunları, dönemine göre farklılıklar gösterir. Hem dönemin farklılıklarını bilmek hem de gençliğin dünyasını tanımak başta anne-babaların, eğitmenlerin, pedagogların ve sosyologların görevidir.

21.yüzyılın “bilgi çağı” nda her şey baş döndürücü bir hızla değişmektedir. “Değişmeyen tek şeyin bizatihi değişimin kendisinin” olduğu izahtan varestedir. Bu değişim çarkı içerisinde gençler de değişmektedir. Bu noktada çağa ve yeniliklere en kolay uyum sağlayan gençlerin günümüzdeki profilini gözden geçmek gerekir.

Günümüz gençlerinin davranışlarına baktığımızda; sorumsuz, ilgisiz ve kolaycı tavırları, futbol takıntıları, müzik ve eğlence tutkunluğu, model olacak önderlerin olmayışı, israfçı ve savurgan olmaları, büyüklerin nasihatlerine ve öğütlerine kapalı olmaları, sosyal ve kültürel etkinlikleri gereksiz bulmaları, yurtdışında yaşama istekleri, her şey bildiklerini zannetmeleri, karşı cinse olan duygusuz yaklaşımları, dayanışmaya uzak oluşları, suça eğilimli olmaları, okuma isteklerinin olmayışı, kendilerini ifade etme becerisinden yoksun oluşları ile dünyanın her yanında benzerlik gösterdiğini görüyoruz.

Time dergisinin “The Me Me Me Generation” başlığı altında kapağına taşıdığı yazı da 1980 ile 2000 yılları arasında doğan ve adına milenyum kuşağı denilen günümüz gençliğinin benzer bir profilini çıkartmaktadır. Yazıyı derleyen Joel Stein’a göre bu kuşağın olumsuz yönleri epeyce kabarık: “Teknoloji bağımlısı (genellikle mobil cihazlar), tembel, narsisistik, özgüveni aşırı şişirilmiş, her şeye hakkı olduğunu sanan, empatiden yoksun, otoriteye saygısız, sivil toplum hareketlerine katılımda isteksiz, apolitik”. Ancak yazar bu kuşağın olumlu yönleri de olduğuna dikkat çekiyor: “Açık sözlü, iyimser, dürüst, pragmatik, lider ihtiyacı duymayan, dini bağnazlıkları olmayan, farklılıkları (azınlıkları, eşcinselleri vb..) daha kolay kabullenen” bireylerden oluştuğunu söylemektedir.

Günümüz bireylerinin karşı karşıya kaldığı ve baş etmekte zorlandığı, yalnızlaşmalarına, daha da ötesinde toplumdan dışlanmalarına yol açan önemli bir handikapı da uyuşturucu, alkol, terör, radikal cemaatler v.s. gençliği hedef olan unsurlardır. Bunlar içerisinde en yok edicisi kuşkusuz uyuşturucu sorunudur.

Günümüz toplumlarının hem bugününü hem de geleceğini tehdit eden, beden ve ruh sağlığını bozan, yaşam kaybına yol açan, neden olduğu suç ve kazaların, adli, sosyal ve hukuki yansımalarıyla toplumsal yapıyı bozan, uyuşturucu kullanımı küresel bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı son yıllarda Türkiye için de yaşamsal bir sorun haline gelmeye başlamıştır. Jeopolitik konumu itibarıyla uyuşturucu açısından riskli bir bölgede bulunan ülkemizde de terör örgütlerinin en büyük finans kaynağı olan uyuşturucunun kullanımının giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Unutulmaması gereken diğer önemli nokta, uyuşturucu kullanımının yabancı istihbaratlar ve uyuşturucu mafyası tarafından, dış faktörler, özellikle teşvik edilip organize edildiğidir. Yabancı istihbaratların Türkiye’deki gençlik üzerinde “biyolojik savaş” uyguladıklarını (bonzai modeli) söylemek bir abartı olarak görülmemelidir.

Uyuşturucu Sorunu

Uyuşturucu madde kullanımı, sadece kullananları etkileyen bir sorun değildir. Kullananların ailelerini, çevrelerini ve toplumun tamamını tehdit eden, sağlık zararlarının yanında, ekonomik ve sosyal sorunlara da neden olan önemli bir halk sağlığı ve halk güvenliği sorunudur.

Akıl ve beden sağlığının en büyük düşmanı olan uyuşturucular, bağımlılarını aileden, çevreden ve toplumdan kopararak oldukça sorunlu bir hayata mahkûm etmektedir. Bu sebeple uyuşturucular zincirleme olarak bağımlıya, bağımlının aile ve iş hayatına, ayrıca ülke ekonomisine telafi edilemez zararlar vermekte ve toplumların hem bugününü hem de geleceklerini tehdit etmektedir.

Uyuşturucu madde bağımlılığının yol açtığı maddi ve manevi kayıpların telafisi neredeyse imkânsız olup hem bireylerin hem de toplumların geleceği açısından ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Bu türden zararlı alışkanlıkların kazanılmasına yol açan muhtelif faktörlerin bulunduğu söylenebilir. Artan refah düzeyi ve küreselleşme süreciyle beraber yaşanan hızlı dönüşümler sonucunda, geleneksel toplumsal yapılar, alışkanlıklar ve insan ilişkileri hızlı bir şekilde değişmiş, iyi ya da kötü hemen her nesnenin ulaşılabilirliği son derece kolaylaşmıştır. Günümüzde gençlerin kendi ahlaki ve kişisel gelişimleri açısından oldukça zararlı olan ortamlara ve ilişkilere karşı korumasız bir vaziyette olması, onların sigara, alkol ve uyuşturucu madde gibi zararlı alışkanlıklarla çok daha kolay bir şekilde irtibat kurmalarına yol açmaktadır. Nitekim son yıllarda yapılan araştırmalara göre Türkiye’de sigara içme yaşı 13’e, bali, tiner, alkol ve esrar gibi maddeleri kullanma yaşı ise 14’e kadar düşmüştür. Bu rakamlar, gençlerin hem sağlığı hem de kişisel-ahlaki gelişimleri açısından ciddi bir tehlikeye işaret etmektedir. Kısa-orta ve uzun vadede bu tehlikenin önünü alacak tedbirlerin devreye sokulmaması durumunda ortaya çıkacak tablonun daha hazin bir hale bürünmesi kaçınılmaz olacaktır.

Uyuşturucu kullanımı yanında uyuşturucu sorununun en önemli ayaklarından diğer ikisi de uyuşturucu üretimi-satışı ve uyuşturucu kaçakçılığıdır. Günümüzde uyuşturucu madde kaçakçılığı, ulaştığı uluslararası boyut ve diğer organize suçlarla iççice girmesi nedeniyle diğer suçlardan ayrı bir konumda ele alınması gereken, bir ülkenin yerel olarak alacağı polisiye önlemlerle baş edilemeyecek derecede büyük ve önemli bir suç kimliği haline dönüşmüştür.

Burada önemli bir noktanın da altını çizmek gerekir. Tek bir suç gibi düşünülen uyuşturucu suçu birçok suçu da bünyesinde, beraberinde barındırmaktadır. Uyuşturucu ekimi, üretimi, nakliyesi, bulundurulması, alımı, satımı ve kullanımı bu kapsamda değerlendirilebilir. Bir alt suç başlığı kabul edilmekle birlikte uyuşturucu üretiminde kullanılan kimyasal maddeler, uyuşturucudan elde edilen kara paranın aklanması faaliyetleri de bu kapsama dahil edilebilir. Uyuşturucu ile birlikte ya da bağlantılı olarak işlenen diğer suçlar ise, şiddet suçları, cinayetler, sahtecilik, hırsızlık ve sınır ihlali olayları, silah kaçakçılığı ve terörizm gibi suçlar olabilmektedir. Bu açıdan baktığımızda uyuşturucu suçları karmaşık bir yapıya sahip, uluslararası boyutta ve organize suçlar haline dönüşebilmektedir.

Uyuşturucuya bağlı olarak gelişen suçlar uyuşturucunun üretimi, dağıtımı, sokak düzeyinde satışını da içeren dinamik ve komplike bir süreci ifade etmektedir. Uyuşturucu bağımlılığındaki sayısal artış, yüksek kâr marjı, terörist faaliyetler ve dünyadaki siyasal gelişmeler, uyuşturucu sorununu küresel boyutta bir sorun haline getirmiştir.

“Kendi Kendini Koru” Anlayışı

Dünyanın küreselleştiği, kişilerin olabildiğince bireyselleştiği günümüzde, kabul edelim ki tüm vatandaşların yüz yüze geldiği sorunlar karşısında öncelikle kendilerini koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Yani yeni trend “KENDİ KENDİNİ KORU” anlayışıdır. Bunun anlamı, iradi ve inisiyatifi olarak günümüzün yönetilemez dünyasında devlet olmak da zor, birey olmak da zor. Zira günümüzde tüm dünyada devlet olgusu kendisini ve vatandaşını örgütleme konusunda oldukça zayıf kalmaktadır. Günümüz devleti birey karşısında önceki dönemlere nazaran yeterince güçlü değildir.

Sonuç

Tüm bireyleri hedef alan ya da bireylerin yaşam alanını belirleyen tüm bu olumsuz faktörlere rağmen, genelde muhatap oldukları tüm sorunların, konumuz itibariyle özelde de uyuşturucu sorununun üstesinden gelebilme ve bertaraf edebilme noktasında bireylerin kendi iradi ve inisiyatifi duruşu ile elbette alabileceği önlemler ve yapması gerekenler fazlasıyla mevcuttur.

Kimi bireylerin belirtilen bu hususları kendi kimlik ve kişilik özellikleriyle yaşama geçirme fırsatları kısmen doğuştan var olan, kısmen de öğrenme yoluyla sonradan kazandıkları yetileriyle zaten mevcut olmakla birlikte; bu konuda birincil görev yine de devlete ve yerel yönetişim birimlerine düşmektedir.

Merkezi yönetim tarafından yönlendirilen talimatların, yasama organı tarafından oluşturulan mevzuatın, Bakanlar Kurulu kararlarının yerelde neşredilmesi, uygulanması, yürütülmesi ile sorumlu ve bu konuda yerel yönetişim birimleri üzerinde organizasyon, koordinasyon ve denetim görevi bulunan Valilikler ve Kaymakamlıkların uyuşturucu konusuna gösterdikleri ilgi, olgunun seyrini belirleyici temel etken olacaktır.